
1.GÜN
Finlandiya yolculuğunu doğrudan evimizden değil Estonya yazısını okuduysanız o seyahatin devamı olarak gerçekleştireceğiz. Tallinn’den 2 saatlik gemi yolculuğunu müteakip Helsinki’ye ulaşmıştık. Helsinki daha kuzeyde olduğundan hava da haliyle daha soğuktu. Yine dereceler eksi 10, eksi 15 civarı seyrediyor, dondurucu soğuk kalın kıyafetlerimizden içeri giriyor, sanki mevsime uygun giyinmemişizcesine yüzümüzü acıta acıta esiyordu. Zihnimde büyüttüğüm Helsinki gelişmişlik abidesiydi ancak gelişmişlik tarafının tamam olmasının yanında ortalıkta çok da bir abide görünmüyordu. Her yer kardan bembeyaz olmuştu ve merkeze doğru bindiğimiz tramvaydan dışarıyı izliyor, yine yeniden akan hayata hayretler ediyorduk. Uzun uzun ruhsuz binalar, karlı yollar, koca bir hiçlik ve sanki o hiçliğe yürüyen insanlar. Nuri Bilge CEYLAN gelse bir köşede kamerasını açsa 3 saat sonra da kapatsa ‘‘Bİr Zamanlar Helsinki’de” diye bir film çekse bilmem kaç tane ödül alır, öyle bir hiçlik.
Merkez tren istasyonuna geldik ve bavullarımızı emanete verdik. Akşam trene binecek ve daha daha daha kuzeye gidecektik. Akşama birkaç saat vardı ve şehri keşfedelim biraz diye düşündük. Soğuk yerlerde genellikle Somon ve patates dışında çok bir şey bulamadığımızdan milli yiyeceklerimizden biri olan döner yemeye karar verdik. Döneri getiren ustanın sarışın ve mavi gözlü bir Fin oluşundan, döner konusunda hayli şüpheye düştük ve yediğimiz döner bizi şaşırtmadı, market dönerinden halliceydi. Bir şekilde karnımızı doyurmuştuk ve biraz da ruhumuzu doyurmayalım mı? dedik ve yakınımızda bulunan Art Museum Ateneum isimli sanat müzesine geldik. Bolca tablo inceledikten sonra ruhumuzun da açlığına biraz olsun su serpip, yakınlarda bulunan Kauppakeskus Forum isimli AVM’ye şöyle bir uğradık ve oradan da güzel ciciler aldık.
Akşam olmuştu ve Kuzey Işıkları’nın en iyi göründüğü yerlerden birisi olan Rovaniemi’ye gitmek üzere merkez tren istasyonuna gelmiştik. Trenimizin adı Santa Claus Express idi ve ben hayatımda ikinci kez yataklı vagonla seyahat edecektim. Santa Express olmasının sebebi, Rovaniemi’de bulunan Noel Baba’nın köyü idi. Neyse tren saatimiz geldi ve kompartımanımıza yerleştik. Tren yolculuğumuz 12 saat kadar sürecekti ve bu süreçte trenin restoran kısmında yemek yiyip, bir şeyler içecektik. Rüya gibi bir yolculuk oluyordu. Karlarla kaplanmış ağaçlar, önce yavaş yavaş, sonra da hızlanarak gözden kayboluyor, tam üzülecekken yenileri, yepyenileri ve bambaşkalarını küçük odamızın camından izliyor, izliyor ve bu manzaraya sahip olduğumuz için kendimize teşekkür ederek, birbirimize gülümsüyorduk.
2.GÜN

Tren yolculuğumuzun sonuna gelmiş, hiç gitmediğimiz kadar kuzeye gitmiş olmanın heyecan ve mutluluğu ile sabah 07.30 civarında Rovaniemi Tren İstasyonuna inmiştik. Hava yine çok soğuk, karlar bembeyaz ve uçsuz bucaksız bir halı gibi her yeri kaplamış, yüzümüze vuran soğuk, bıçak gibi keskin ve bu hikaye sadece 2-3 dakikalık bir şey 🙂 Bavullarımızı emanet dolabına koyup, hemen bir uber çağırıp doğruca Noel Baba Köyü’ne gittik. Zifiri karanlıkta kimsecikler yokken şöyle bir tur attık ve köyde bulunan otelleri, posta ofisini, ren geyiği çiftliğini, husky çiftliğini, sami çadırını, hediyelik eşya satan dükkanları hızlıca görüp, Kuzey Kutup Dairesi olan Arctic Circle‘ı keşfe çıktık. Kutup çizgisinde bulunan büyük derecede hava eksi 15 i gösteriyordu ve biz yürümenin ve bir süredir de dışarıda olmanın da etkisiyle soğuğu pek hissetmiyorduk. Küçük turumuzun ardından bölgede bulunan bir otele girip kahvelerimizi içtik ve havanın aydınlanması ile tekrar gezintiye çıktık. ”Deneyim neydi? deneyim emekti.” diyerek ren geyikleri ile çıktığımız 400 metrelik tur için ödediğimiz bedeli düşününce, güzel ülkemizde aynı fiyata kurban hissesine girilebileceği hissi küçük de olsa zihnimizde yer etti. Yine de geyiğin etinden sütüne, derisinden boynuzuna kadar hiçbir yerini israf etmeyen Fin halkının bu kültürüne ortak olmanın haklı gururunu yaşadık.
Hazır eğlenmeye başladık durmayalım o zaman dedik ve Husky cinsi köpeklerin çektiği kızaklarla kuzeyin en iyi deneyimini yaşadık. 2-3 km boyunca kar üstünde, ormanın derinliklerine doğru kızak ile eşsiz bir yolculuk yaptığınızı düşünün. Soğuk hava biraz üşümemize neden olmuş, saati de öğlen etmemiz sebebiyle yöresel bir yemek yemeye karar verdik ve Sami çadırında Somon yemeye karar verdik. Dışarıdan küçücük görünen çadır; içerisinde 20-25 kişiyi ağırlıyordu. Ortada yanan bir ateş ve üzerinde pişen dev porsiyon somonlar. Yaklaşık 15 dakika bekleyecektik ve bu süreyi de Glögi denen sıcak şarabı içerek değerlendirdik. Nihayet yemeğimiz gelmişti. Pişirme şeklini gördüğümde aklımdan geçen yoğun is ve çiğ balık tadının aksine harika pişmiş, dışı çıtır içi sulu ve çok lezzetli bir somon damaklarımızı şenlendirmişti. Beklenti düşük olunca alınan haz hayli yüksek oluyordu.

Karnımızı güzelce doyurup sıradaki durağımız olan Santa Claus’ın Posta Ofisi‘ne geçtik ve 2027’de elimize ulaşmak üzere kendimize kart yolladık. Dünyanın ucundan selamlar, saygılar :). Santa Köyü gezimizi bitirip Rovaniemi merkezine geçtik ve içimizi ısıtan güzel bir sıcak çikolataya merhaba dedik. Biraz zaman geçirmeyi müteakip marketten yöresel yiyecekler alıp Shaman Village isimli İglo evimize gitmek üzere yola çıktık.
Bu kadar kuzey yetmez deyip 15 km. daha kuzeye geldik ve çok ıssız olduğunu düşündüğümüz bu muhitin; sessizliği ve doğayı, insanlara tercih edenlerin çoğunluğu olduğunu gördük. İglomuz karlarla örtülü doğa ile çevrelenmiş, içinden gökyüzünün rahatlıkla görüldüğü, bahçesinde ren geyikleri olan sevimli bir köyde bulunuyordu. Bembeyaz tüyleri olan insansever yavru ren geyiği ile tanıştık ve onu biraz sevmiştik. Akşam olmuştu ve yattığımız yerden göğe bakalım, bırakıp herşeyi göğe bakalım dedik ve meşhur kuzey ışıklarını görmek maksadıyla bir süre gökyüzünü izlemiştik. Şansımıza gökyüzünde yoğun kara bulutlardan bir perde oluşmuştu ve gitmeye de pek niyeti yok gibiydi. Bekledik, bekledik, uyuduk, uyandık ve ne yazıkki bir şey göremedik. O sırada Fatih ERKOÇ’un ‘Ellerim bomboş, yüreğimde bir sızı…” şeklinde devam eden şarkısı zihnimde dönüp duruyor, git diyorum gidemem diyordu.
3.GÜN

Rovaniemi’deki 2.günümüzde acaba buzkıranlarla mı buz kırsak, soğuk karlardan donmuş göllere mi atlasak diye düşünürken bu faaliyetler için gidilecek mesafenin çok fazla ve yorucu olacağına karar verip bir başka macerada görüşmek üzere cümlesini kurarak bu aktivitelere veda ettik ve biraz da anın tadını çıkarmaya karar verdik ve yavaşladık. Kuzey ışıklarını bugün görebilmek ümidi ile bir tur aldık ve tur saatimizi beklerken şehirde zaman geçirmeye karar verdik. Şehir dedimse aman aman bişey değil. İki dikey, iki yatak caddesi var o kadar.
Müze yapmayı da ihmal etmemişler diye bakalım neler var dedik ve Arktikum isimli müzeyi ziyaret ettik. Biraz coğrafya, biraz yöresellik ve biraz da klimatoloji bilgisini hanemize hayırlı ettikten sonra birkaç yöresel hediyelik aldık ve akşam yemeğimizi almak üzere Ravintola Glena isimli restorana geçtik. Tatlı tatlı karnımızı doyurduk. Tur saatimiz yaklaşıyordu ve gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar bu gece de bulunmamak üzere saklanmışlardı, haliyle turumuz iptal oldu. Biraz buruk, biraz soğuk dolaşırken yapamadıklarımıza üzülmeyi bırakıp, yaptıklarımızla mutlu olmayı tercih ettik ve hemen bir mağazaya girip bana bir cüzdan ve kuksa aldık :). İglomuza döndük ve ”Birşey olmuyorsa daha iyisi olacağındadır.” diyerek uykuya daldık.
4.GÜN

16 Ocak 2025 Cuma günü Rovaniemi-Helsinki uçuşumuzu yapmak üzere Rovaniemi Havalimanına geldik. Küçük bir havalimanı idi ve uçuş saatimizi beklerken bir şeyler içtik, uçtuk ve öğle vakti Helsinki’ye indik. Kauppatori isimli yere gelip nefis bir somon çorbası içtik. Uspenski Katedrali’ni ziyaret ettik ve ilk kez bir ibadethaneye 10 euro ücret ödemiştik. Katedralden çıktık ve istikametimizi Senaatintori isimli senato binasına çevirdik. Senato binasının önünde büyük bir meydan vardı ve güzel fotoğraflar için iyi bir manzara noktasıydı.
Biraz yürüdükten sonra Home Hotel Jugend isimli otelimize geçtik. Güzel bir kahve içip, biraz dinlendikten sonra akşam yemeğimizi yedik ve günün en güzel anı olan Filarmoni Orkestrası Konserine sıra gelmişti. Musiikkitalo isimli konser salonuna ulaştığımızda gördüğümüz manzara karşısında şaşırıp kalmıştık. Salon çok düzenliydi ve bir bölümü boydan boya sadece montları asmak için ayrılmıştı ve sadece mont asmak için görevli onlarca insan vardı. Montumuzu aldılar ve astıkları yeri belirten numaralı bir anahtarlık verdiler. Sistem çalışıyordu. Devam ettiğimizde konser salonu alt ve üst kat olmak üzere ikiye ayrılmış, her kat için 4 farklı giriş yeri ve kapılarında yer gösteren görevliler vardı. Salon çıkışlarında yine her cephe için mini kantinler, kantin dedimse simit, poğaça, çay satılmıyor 🙂 kanepe, sandviç, şampanya bulunuyor. Konsere ara verildiğinde rezerve edilmiş masalarda oturup anın tadı çıkarabiliyordu. Sahne herkesin görebileceği şekilde panoromik dizayn edilmişti ve biz balkondan izleme deneyimine sahip olmuştuk. Anlata anlata bitiremeyeceğim bir başka durum ise müzisyenlerin sadece mesai doldurmak için çalmaması, yaptıkları müziği yaşamaları idi. İzleyici kitlesinin 70 li yaşlarda yoğunlaşması huzur evi hissi vermiyor aksine ruhun her yaşta genç kalabileceğini gösteriyordu. Bizdekinin aksine kimsenin acele etmemesi, yaşlı insanlardaki nezaket ve daha bir sürü medeniyet belirtisi. Birazcık kırıntısına sahip olsak da özenmesek keşke diyor ve 2 saat kadar bu anların keyfini sürüyorduk. Konser çıkışı otelimize dönene kadar gördüğümüz manzara sorunun insanların milliyetinden ziyade, sistemin nasıl işlediğiyle alakalı oluşuna işaret ediyordu.

5.GÜN
Sabah kahvaltımızı yaptık ve uçak saatimize kadar yakında bulunan bir AVM’ye geçtik ve Japon markası olan Muji’den güzel kıyafetler alarak alışverişimizi noktaladık. Öğle vakti Helsinki’den uçağımıza bindik ve akşam 22:00 civarı evimize gelerek tatilimizi sonlandırdık.
ÖZET
HELSİNKİ:
- HELSİNKİ KATEDRALİ VE SENATO MEYDANI: Şehrin ikonik noktası, merdivene otur ama yazın 🙂 şehri izle.
- TEMPPELİAUKİO(KAYA KİLİSESİ) : Kayanın oyulması ile inşa edilmiş bir kilise.
- USPENSKİ KATEDRALİ: Batı Avrupa’nın en büyük Ortodoks katedralidir. Rus etkisi hakimdir.
- SUOMENLİNNA DENİZ KALESİ: Tarihi tünelleri ve surları olan UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ada. Feribotla 15 dk.
- LÖYLY HELSİNKİ: Gerçek bir Fin deneyimi istiyorsan denize sıfır bu saunaya git ve zatürre olmamayı dene:)
- KORKEASAARİ HAYVANAT BAHÇESİ: Çocuk varsa ve oyalansın istiyorsan yine ada üzerine kurulmuş bir yer.
- OODİ MERKEZ KÜTÜPHANESİ: Mimarisi güzel, modern bir yaşam alanı gibi düşünülebilir.
- ATENEUM: Klasik Fİn sanatını merak ediyorsan mutlaka git
- KAUPPATORİ: Liman kıyısında bulunan pazar meydanını mutlaka gör ve somon çorbası iç, geyik eti ye.
NOT: BİZ HEPSİNE GİTMEDİK. GİTTİKLERİMİZİ UZUN UZUN YAZDIM VE GİDECEĞİNİZ TARİHE GÖRE ŞEHİRDEKİ ETKİNLİKLERİ MUTLAKA ARAŞTIRIN.
ROVANİEMİ:
- SANTA CLAUS VİLLAGE: Noel Baba’nın köyü.
- ARCTİC CİRCLE: Kuzey Kutup Çizgisini gör, o da Noel Baba köyü içinde.
- SANTANIN POSTANESİ: Git ve yakınlarına kuzey kutbu damgalı kart at.
- AURORA BOREALİS: Kuzey ışıklarını gör. Şansın varsa gör yoksa başka zaman.
- HUSKY VE REN GEYİĞİ SAFARİSİ: Noel Baba köyünde mevcut ama başka yerlerde de var. Eğlenceli olur. Husky en iyisi.
- SNOWMOBİLE: Kar Safarisi yapmak istersen dene.
- ARKTİKUM MÜZESİ: Bölgedeki yaşamı, doğayı ve tarihi merak ediyorsan git.
- CAM İGLO-ARCTİC SNOWHOTEL: Farklı konaklama deneyimleri sunar.
- PORO: Ren geyiği eti ye.
NOT: BİZ KIŞIN GİTTİK. SİZ DE KIŞIN GİTMEYİ DÜŞÜNÜYORSANIZ, HAVANIN -20 İLE -30 DERECELERDE OLDUĞUNU BİLEREK GİDİN. KAT KAT İNCE KATMANLAMA YAPIN VE MUTLAKA YÜN İÇLİK VE ÇORAP ALIN.
TAX FREE: YAPTIĞINIZ ALIŞVERİŞLERİN BELLİ ORANINI VERGİ İADESİ OLARAK ALABİLİRSİNİZ. MAĞAZADA BELİRTİN, PAKETİ AÇMAYIN VE HELSİNKİ HAVALİMANINDA GÜMRÜK POLİSİNE ONAYLATMADAN DOĞRUDAN GLOBAL BLUE OFİSİNE GİDİN. UÇUŞTAN BİRKAÇ SAAT ÖNCE GİTMENİZDE FAYDA VAR. ÇİNLİ TURİSTLER KAFİLE HALİNDE GEZDİKLERİ İÇİN SIRA OLABİLİYOR.
MUTLU DENEYİMLERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE 🙂