Malta denince ilk aklınıza gelen şey Malta Eriği olabilir ama ne yazık ki Malta’da öyle bir meyve yok. Bu meyveye neden böyle bir isim vermişler ben de bilemiyorum. Malta küçük bir ada. Nerede peki? Haritada bakınca ilk başta pek bir şey yok gibi görünse de işin aslı öyle değil. Malta, İtalya’nın güneyinde, Tunus’un doğusunda ve Libya’nın kuzeyinde yer almakta. Kendisi çok küçük olduğundandır ki başkenti Valetta da Avrupanın en küçük başkenti olma özelliğini taşır. Avrupa Birliğine bağlı olmasından sebep Yeşil pasaport ya da Schengen Vizesi ile gidilmektedir.Resmi dilleri Maltaca ve İngilizcedir. Maltaca nasıl bir dil diye merak ediyorsanız şöyle bir kulak misafiri oldum ve biraz Arapça biraz da İtalyancadan çorba yapılmış gibi geldi. Kullanılan para Euro olduğundan ve çoğu yerde kart geçtiğinden çevirmeyle, kurla vs. çok da uğraşmıyorsunuz.
M.Ö. 6000’li yıllara dayanan bir tarihi vardır ve birçok millete ev sahipliği yapmıştır. 1964’te bağımsızlığını kazanmıştır. 2004 yılında Avrupa Birliğine katılmıştır. Halkın büyük bir kısmı kendi arasında italyanca konuşmaktadır ve bu dil yaklaşık 400 yıl resmi dil olarak kalmıştır.
Yine Malta adasına bağlı daha küçük olan Comino ve Gozo isminde iki ada daha vardır. Bünyesinde dağ ve akarsu bulundurmayan adada küçük tepeler mevcuttur. Hava genel olarak sıcaktır. Kışları ılık, yazları sıcak geçer. Çok fazla dil okulu olduğu için 2026 yılı için yaklaşık 100.000 öğrenci Malta’ya gelmiştir. İngiltere etkisi ile trafik soldan akmaktadır.
Bu kadar genel kültürün üzerine biz ne yaptık nasıl yaptık biraz da onlara değinelim.
Malta’ya Nasıl Gidilir?
Efendim öncelikle gezi tarihi itibariyle en az 6 ay geçerlilik süresi olan bir pasaporta ihtiyacınız var ki rengi yeşil olursa çok iyi olur. Yeşil yoksa da bordo pasaporta Schengen Vizesi alarak gidebilirsiniz. Bu aşamayı hallettikten sonra internette uygun bilet var mı acaba diye geziniyoruz. Tabiki yok. İstanbul ilinde yaşıyorsanız dünyanın bir çok yerine tek uçakla gidebilirsiniz lakin diğer şehirler için genellikle çift bacak uçuş oluyor. biz de önce İstanbul, akabinde Malta’ya uçtuk. En iyi seçenek Thy gibi göründüğünden (Nisan 2026 için yazıyorum) yaklaşık 8000-9000 tl bandında bir yönü satın alıyoruz. Dönüş de aşağı yukarı aynı fiyat. Bir kişi için 16.000 tl gibi bir ödeme yaptıktan sonra, güzel yurdumuzdan çıktığımızı 1250 tl karşılığı ilgili makamlara bildiriyoruz. Şimdi her şey tamam. Çantanı hazırla, pasaportunu al ve havalimanına git, uçağa bin, uçaktan in. Tebrikler artık Malta’dasın. Her şey bu kadar basit. Havalimanı çok küçük ve pasaport polisi çok hızlı çalışıyor. Merkez 15-20 dakikalık mesafede.
Malta’da Nerede Kalınır?
Malta’da nerede kalacağımıza karar vermeden önce birkaç blog okuyup, biraz da vlog izledikten sonra ne istiyoruz sorusunu kendimize soruyoruz. Çok merkezi bir yer, sessiz sakin bir yer, plajı olan bir yer, eski şehir bölgesi gibi seçenekleri değerlendirip, haritayı da şöyle bir inceledikten sonra St. Julians bölgesinde 4 yıldızlı bir otelde kalmaya karar veriyoruz. Valetta, Mdina ve Gozo da seçenekler arasına eklenebilir. Otelde az zaman geçirecekseniz ve kahvaltıyı her gün düşünmek istemiyorsanız oda ve kahvaltı şeklinde yer ayırtmak mantıklı bir seçenek.
Malta’da Ne Yenir?

Ben seyahat öncesi ahtapot hayali kuruyordum ve daha evden çıkmadan rezervasyonumu yapıp kafam rahat bir şekilde ilgili restorana ulaştım. Çok lezzetli bir ahtapot ızgara yedim ki porsiyon gerçekten çok doyurucu idi. Deniz ürünleri güzel mutlaka yenilmeli. Pastizzi isminde içinde bezelye, peynir , tavuk gibi seçeneklerin mevcut olduğu poğaça, milföy tarzı uygun fiyatlı atıştırmalık hamur işleri denenebilir. Ben tavuklusunu denedim çok bir beklentim yoktu ama gayet lezzetli bir deneyim oldu. Yine yöresel olduğu yazılıp çizilen tavşan yahnisi çok meşhurmuş ama daha önceki deneyimlerimden memnun kalmadığım için ben yemedim. Herkesin gidip önerdiği yerlerden ziyade kendiniz bir yer seçin yerel halk nerede ise oraya gidin hem fiyat daha uygun oluyor hem de kaliteli yemek yiyorsunuz. Pizza mutlaka yemelisiniz. Bizdeki gibi yedim şiştim olayı yok . Çünkü glüten yok ve yedikçe yiyesiniz geliyor. Porsiyonları büyük ve her şey gerçek. Domateslerini beğenmedim, beş farklı yerde yedim ama hiç tadı yoktu. Gelelim en güzeline tabiki her yemekte, her masada bulunan halis, muhlis zeytinyağı. İtalya etkisi sanıyorum. bardak bardak iç. Mutlaka alınmalı.Lokal olarak ürettikleri içececeklerden Cisk hafif bir arpa suyu olup, bu seçeneği tercih etmeyenler için şekerli Kinnie isimli acı portakal aromalı bir içececek de mevcut.
Malta’da Ulaşım Nasıl? – Malta’da Araç Kiralanır mı?
Araç kiralamak bize çok mantıklı gelmedi. Çünkü 3 gece kalacağımız için gideceğimiz yerleri önceden planladık ve her yere otobüs ve uber ya da bolt gittiği için bu tarz ulaşım daha mantıklı geldi. Araba kiralamak için bilmeniz gereken en önemli şeylerin ilki trafik bizdeki gibi sağdan değil soldan akıyor yani arabanın direksiyonu sağ tarafta. Tıpkı İngiltere ve Kıbrıs gibi. İkinci önemli konu ise yollar çok dar ve park sorunu yaşamanız muhtemel. Yanınızda yaşlı ve çocuk varsa araba kiralayın derim ama yalnız ya da yürüyebilecek insanlarla yolculuk yapıyorsanız ve zamanınız da varsa toplu taşıma en mantıklı seçenek. 12 binişlik kart, 19 euro, 7 günlük sınırsız 25 euro şeklinde seçenekler mevcut. 1,5-2 euro arası bir biniş. Biz hem otobüs hem de bolt kullandık. taksi yerine bolt en uygun seçenek. Gozo adasında geçmek isterseniz iki seçenek mevcut. Ya Valetta’dan çıkacaksınız 45 dk. deniz yolculuğu ya da kuzeye kara yolu ile gidip Cirkewwa’dan çıkacaksınız. O zamanda 15-20 dk. Biz deniz yolcuğu kısa sürsün diye kuzeyden geçtik. Orada da vapur gidiş-dönüş 4,60 euro idi. Tatil planı ve kaldığınız yere göre seçenekleri değerlendirebilirsiniz. Hem Malta adasında hem de Gozo adasında Hop-On Hop -Off denilen turistik amaçlı otobüsler de mevcut. Biz tercih etmedik.
Malta Gezi Rotası- Malta’da Nerelere Gidilir? – Malta Kaç Günde Gezilir?
Biz 3 gün kaldık ama yayarak rahat rahat her yerini görmek istiyorum diyorsanız bence 5 gün ayırabilirsiniz. 3 günde ne yaptık peki biraz anlatayım.
1.gün : St.Julians bölgesindeki Hotel Argento isimli otelimize yerleştik ve yemeğimizi Bayview Seafood House isimli deniz restoranında yemeyi müteakip yürüyerek bölgeyi keşfettik. Bölgede alışveriş merkezi, büyük marketler, cafeler, restoranlar, yürüyüş rotaları, casino ve mini barlar mevcut. Akşam saatleri aşırı kalabalık ve ilginçtir ki gördüğümüz insanlar ya çok genç ya da çok yaşlılardı. Hiç orta yaşlı insana rastlamadık:) Bölge daha çok eğlence ve genel yaşam alanı olduğundan ilk gün biz de kalabalığa karıştık ve güzel bir yürüyüş sonrası otelimize döndük.
2. Gün: Bölüm 1.: Valetta

Sabah erkenden kahvaltımızı yaptık ve başkent Valetta’yı görmek üzere yola çıktık. St.Julians – Valetta arası toplu taşıma ile 30 dk. Bolt ile 20 dk. civarı sürüyor. Valetta, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan adeta bir açık hava müzesini andıran harika bir şehir. Yolu ve kalabalığı takip ettiğinizde sizi çok güzel yerlere çıkaracaktır ama tek tek bilmek istersiniz diye düşünüyorum ve listeliyorum.
1.Aziz John Yarı Katedrali: Dışı sade içi barok süslemeli, mermer zeminli ve Caravaggio’nun ünlü ‘Aziz Yuhanna’nın Başının Kesilmesi’ tablosuyla mutlaka görmeniz gereken bir başyapıt niteliğinde.
2. Büyük Üstad Sarayı: Bu saray Malta Şövalyelerinin yönetim merkezidir ve görkemli devlet odaları, geniş bir silah kolleksiyonu olan cephanelik mevcuttur. Merakınız varsa bir uğrayın.
3.Triton Çeşmesi ve Şehir Kapısı: Şehrin ana girişinde yer alan büyük ve ikonik bir çeşmedir ve güzel fotoğraflar çıkabilir.
4. Yukarı Barakka Bahçeleri: Büyük liman ve üç şehirler manzaralarını en iyi görebileceğiniz yerdir. Her gün 12:00 ve 16:00 da geleneksel top atışları yapılır. Yazıyı okumayıp ya da unutup giderseniz seslerden irkilebilirsiniz hazırlıklı olun ve bence kaçırmayın.
5. Aşağı Barakka Bahçeleri: Yukarı Barakkaya göre daha sakindir ve içinde bir anıt vardır, liman girişine bakar.
6. Aziz Elmo Kalesi ve Ulusal Savaş Müzesi: Malta’nın askeri tarihini merak ediyor ve büyük kuşatma dönemini anlamak isterseniz ziyaret edebilirsiniz.
7. Ulusal Arkeoloji Müzesi: Uyuyan Kadın ve Malta Venüsü gibi eserleri görebilirsiniz.
8. Republic Street ve Merchant Street : Bu caddeler şehrin kalbidir ve bir çok kafe, dükkan ve tarihi bina mevcuttur.
Gün boyu Valetta’da gezip dar sokaklarında güzel fotoğraflar çekip lezzetli yemekler yiyebilirsiniz ve bir gün bunları yapmaya yetiyor. Biz yarım güne sığdırdık.
Günü yarılamayı müteakip Valetta’dan çıkıp Mdina’ya geçtik. Valetta’ya göre çok daha sakin bir yer olan Mdina, Malta’nın eski başkentidir ve Sessiz Şehir olarak bilinir. Orta Çağ atmosferini ve dar sokaklarında yürümenin keyfini süreceğiniz Mdina’da neler yapabilirsiniz?
2. Gün Bölüm 2: Mdina

- Mdina Kapısından giriş: Şehre ana kapıdan girerken taş köprü üzerinde yürüyeceksiniz ve şayet Game of Thrones isimli diziyi izlediyseniz Kral topraklarına güzel bir giriş yapacaksınız.
- St. Paul’s Cathedral: En eski ve görkemli yapılarından birini göreceksiniz. Yine barok mimarisi 🙂
- Palazzo Falson: İlginiz varsa sanat eserleri, antikalar ve silah koleksiyonları mevcut.
- Dar Sokaklar: Yollar hep bir şekilde birbirine bağlanıyor, rota belirlemeden renkli kapı ve pencereler önünde fotoğraf çekip taş sokaklarda kaybolun.
- Hisar Meydanı: Bu noktada şehrin surları biter ve Malta adasının kuzey ve doğu kıyılarına uzanan panoramik bir manzara sizi karşılar.
3.Gün: Gozo Adası

Sabahın erken saatlerinde St.Julians bölgesinden kuzey limana doğru yola çıktık. Bolt ile 22 euro tuttu. Gozo adasına 15 dk. gibi bir sürede feribot ile gidiş-dönüş 4,60 euroya ulaştık ve adayı keşfetmeye başladık. Giuseppe isimli restoran ilk durağımızdı ve güzel bir pizza ve dolu dolu bir hamburgerle karnımızı doyurduk ve bunlara taze ve serinletici kokteyller eşlik etti. Yeni yapılmış acı badem kurabiyesinin de tadına baktıktan sonra enerji depolarımızı doldurduk ve yola koyulduk. Gozo adasının kuzeydoğusu civarına düşen Mixta Cave isimli manzara noktasına gitmek amacıyla otobüsün bıraktığı son noktada indik ve tatilimize bir de trekking eklemeyelim mi bu da eksik mi kalsın diyerek yürüdük, yürüdük ve yine yürüdük. Yaklaşık 2.5 km kadar yürüyerek Mixta Cave’e ulaştık. Gerçekten de süper bir manzara noktası bizi karşıladı. Mağaraya yukarı taraftan girip, ortasında oluşmuş delikten Ramla Beach’i izlemek harika hissettirdi. Mağaranın özel mülk olması sebebiyle hemen dibinde bulunan seyyar satıcıdan hallice olan kafede buz gibi bir arpa suyu içip Ramla Beach’e doğru yürüyüşümüze devam ettik. Az gittik, uz gittik, dere-tepe düz gittik masalını gerçek hayatta yaşayacağımı birisi söylese inanmazdım ama yaşandı. Ramla Beach’te insanlar denize giriyor ve güneşleniyordu ve kimse denizi parselleyip, sahil boyuna şezlong atıp haraç kesmiyordu. Ne garip değil mi? Plajın kafesinde de soğuk kahvelerimizi içmeyi müteakip (bu arada bölgedeki tek mekan olmasına rağmen soğuk kahve 3 euro) bir sonraki durağımızı görmek üzere tekrar yola çıktık. Panoramik ada turumuzu yaptıktan sonra Gozo merkezine geldik ve adanın en etkileyici yerlerinden biri olan Citadella isimli hisara geldik. Hisar; Orta Çağ’da ve Malta Şövalyeleri döneminde halkın saldırılardan korunmak için sığındığı bir kale görevi görmüş. Surların üzerine çıktığımızda tüm Gozo adasını, çevre kasabaları ve denizi 360 derece ve kuş bakışı görüyorsunuz. İçerisinde Gozo Katedrali, Arkeoloji Müzesi, Doğa müzesi ve hapishane gibi görülesi yerler olsa da biz geç saate kaldığımızdan hepsi kapalı idi. Sadece hediyelikçiler ve bir tane restoran açıktı. Birkaç parça alışveriş. ve karnımızı güzelce doyurmayı müteakip dönüş için hazırlık yaptık. Bu arada yerel marketleri Green Markette aradığınız bir çok şey mevcut. Akşam feribotu ile Malta’ya döndük ve Barlar sokağında biraz turladıktan sonra günün yorgunluğu ile otelimize döndük. Bize 3 gün yetti, karış karış her yerini gezmeyi düşünmüyorsanız aynı rotayı takip edebilirsiniz. İyi tatiller.Bol keşifler.